Özbekistan'da dört tarz siyaset ve Özbek modernleşmesi: Ruslaşmak, Sovyetleşmek, Özbekleşmek ve İslamlaşmak


Creative Commons License

Doç. Dr. MEHMET ERKAN KILLIOĞLU

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyaset Bilimi Ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Türkiye

Tez Danışmanı: Erhan Doğan

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmada Orta Asya’da meydana gelen Modernleşme süresi kapsamında bölgede ve Özbekistan’da yaşanan Modernleşme süreci, bu sürecin sebep ve sonuçları incelenmektedir. Bu kapsamda Çarlık Rusyası tarafından bölgeye taşınan Batı tarzı Modernleşmenin Orta Asya/Özbekistan’daki gelişimi, Modernleşmeye verilen tepkiler ve cevaplar, bölgenin Modernleşmeye verdiği cevaplardan birisi olan Ceditçilik Hareketi temel alınarak analiz edilmektedir. Bunu yaparken dönemselleştirmeye gidilmiştir. Orta Asya bölgesi ile Özbekistan’ın ve Modernleşme sürecinin izlediği tarihi seyir Çarlık Rusyası İdaresi, Sovyetler Birliği Dönemi, Bağımsızlık Sonrası Yeni Bağımsız Özbekistan olarak dönemlere ayrılmış ve bu dönemleri incelemek için Ruslaşmak, Sovyetleşmek, Özbekleşmek ve İslamlaşmak isimli dört ana başlık kullanılmıştır. Ancak bu konu başlıkları açıklanmaya çalışılan süreçler tarihi seyir içinde bir arada bulunabildiği için Sovyetleşmek-Özbekleşmek, Özbekleşmek-İslamlaşmak gibi kavram çiftleri türetilmiş ve kullanılma yoluna gidilmiştir. Orta Asya ve Özbekistan’a Batı tarzı Modernleşme Çarlık Rusyası tarafından bu bölgedeki mevcudiyetini desteklemek için getirilmiş ve yönetiminin kalıcı olmasına yardımcı bir araç olarak görülmüştür. Bu yönetimin Orta Asya toplumunun bir kesiminde yarattığı etki Ceditçilik Hareketini ortaya çıkarmıştır. Bölgede modernizmin kendisi ve sebep olduğu etkilerle başa çıkabilmek için onun usul ve yöntemlerini kullanmayı ve Modernizmle uyumlu olmayı savunan Ceditçilere tepki gelişmiştir. Bu tepkinin kaynağı olan Muhafazakâr grup-Kadimciler ise çözümün korumacı ve muhafazakâr bir tutum geliştirmekte yattığını savunmuşlardır. Sırasıyla Ceditçilere ve Modernleşmeye ayrıca i Çarlık Rusyası ve Sovyet İdaresine tepki olarak Modern olan her şeyin reddini savunmuşlardır. Ancak bu tutumu istikrarlı bir şekilde sürdürmemişler karşı oldukları bu sisteminin sağladığı faydaları kullanma konusunda pragmatik bir tutum takınmışlardır. Buna en güzel örnek II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki dönemde parti kadrolarında oluşan boşlukların muhafazakârların yoğun olduğu kırsal kesimden gelen gençlere açılmasıdır. Modernleşme taraftarları Ceditçiler arasındaki önemli isimlerden birisi olan İsmail Gaspıralı ve ilk kuşak Ceditçiler Çarlık Rusya’sının bir gün devrini tamamlayıp dağılacağını, bu yüzden de o güne eğitim faaliyetleri yoluyla hazırlanılması gerektiğini savunurken, onlardan sonraki kuşak Ceditçiler ise bu amaçtan uzaklaşmaya ve Çarlık İdaresi içinde hak sahibi olmaya sıcak bakmaya başlamıştır. Bu durum 1917 Ekim Devriminden sonra daha da aleni bir hal alacak, Ceditçilerin bağımsızlık talepleri yerini yeni sistem içinde bir mevki işgal çabalarına bırakacaktır. Ancak bu kuşak daha sonraki yıllarda Sovyet idaresi tarafından yeteri kadar sadık bulunmadıkları için toptan tasfiye edilecektir. Bu tasfiye hareketine devam edilmesine Avrupa’da patlak veren II. Dünya Savaşı engel olmuş, Sovyetler Birliğini Orta Asya ile ilgili planlarını değiştirmeye mecbur bırakmıştır. Sovyetler Birliği kendini Nazi Almanya’sının saldırısından koruyabilmek için Sovyet sistemi yanlısı kadroları savaş meydanında kullanmıştır. Orta Asya ve Özbekistan’da onlardan boşalan kadrolara ise kırsal kesimden gelen eğitimsiz gençleri istihdam etmeye mecbur kalmıştır. İşte bu sayede kırsal bölgeye çekilen ve daha sonraki dönemlerde radikal hareketlerin de temelini oluşturacak olan Kadimci-radikal düşünce ve onun yansımaları devlet bürokrasisi içinde kendine yer bulabilmiştir. İlk olarak Brejnev dönemindeki kısmı gevşemeden yararlanarak varlığını hissettiren radikal hareketler 1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra yeniden gündelik ve siyasi hayatta söz sahibi olmaya çalışacaktır. Ancak bu girişimleri Sovyet Döneminde yetişen ve bağımsızlık sonrasındaki dönemde iktidarda kalmayı başaran Sovyet dönemi bakiyesi yönetici eliti endişelendirmiştir. Bunun sonucunda Özbekistan yönetimi kendisine muhalif gördüğü her şeyi önce baskı altına almayı denemiş daha sonra da ezmeye çalışmış, bunda da büyük oranda başarılı olmuştur. Özbek Devleti ve yönetiminin bu sert ve müsamahasız tutumu ülkedeki ılımlı ve barışçı kanat da dâhil olmak üzere muhalefetin tüm unsurlarının zamanla marjinalleşmesi ve radikalleşmesini beraberinde getirmiştir. Özellikle muhafazakâr gruplar içindeki radikal unsurlar Modernizmin ürünü ve yansıması olarak kabul ettikleri ülke yönetimi ve otoriter siyasi sisteme karşı sert bir tutum geliştirme yoluna gitmişlerdir. Gördükleri siyasi-psikolojik şiddetin de etkisi ile ülke muhalefeti ve ii bunun içindeki radikal unsurlar kendilerinin de Özbekistan’da yaşanan Modernleşme sürecinin bir sonucu olduklarını gözden kaçırır hale gelmiştir. Sonuç olarak birbirlerinden çok farklı gözükseler de, 20. Yüzyıl Orta Asya’sının Modernleşme yanlıları olan Ceditçiler ve onların muhalifi Kadimciler ve bağımsızlık sonrası dönemin radikalleri de dâhil olmak üzere, bahsedilen grupların hepsi Modernleşme sürecinin bir sonucudurlar. İşte bu çalışmada siyasi denklemin farklı taraflarında yer alan bu aktörlerin birbirlerini besleyen ve üreten, değiştirip, dönüştüren bir süreç ortaya çıkardıklarına ve bu sürecin sonucu olduklarına vurgu yapılmaktadır.