Kurumların Sosyal Medya Stratejilerinde Çalışanlarının Yeri
Tez Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Fatih Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye
Tez Danışmanı: Levent Şahin
Tezin Onay Tarihi: 2015
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Bir zamanlar sanal alem olarak tanımlanan internet, zamanla gerçek kişilerin yoğun olarak katılım sağladığı bir iletişim mecrasına dönüşmüş, kullanıcıların bu bilgisayar ağı üzerinde tanıdıkları, tanımadıkları ya da yeni tanıştıkları kişilerle iletişime geçmesi bir yandan “sosyalleşme” olarak tanımlanırken diğer yandan gerçekleştirilen bu iletişim faaliyetleri “internet asosyalleştiriyor” eleştirilerine muhatap olmuştur. Bu mecralardaki iletişim faaliyetleri önceleri sadece belli kesimler ve uzmanlarca mercek altına alınırken, zamanla daha fazla gerçek kişinin ve elbette kurumların bu mecralara ilgi göstermesi; hem internete karşı duyulan sanallık hissini azaltmış, hem de bu yeni iletişim mecrasının (tıpkı diğer iletişim mecraları gibi) gerçek hayata etkileri gözlemlendikçe daha farklı alanlarda uzmanların bu mecralarla ilgilenmesine neden olmuştur.
Günümüzde, kurumların da sosyal medyayı en az bireyler kadar aktif kullanıyor olması hatta bu alanı yatırım yapılacak mecralar olarak görebilmeleri, sahip oldukları hangi kaynakları burada kullanabilecekleri sorusunu da beraberinde getirmektedir.
Öncelikle bu yeni mecraların doğru anlaşılması, kurumların ihtiyaçlarının ve bu mecralarda hangi amaçlarla yer alabileceklerinin doğru tanımlanması, sonrasında ise bu amaçlara ulaşmak için yine bu mecraların yapısına uygun hangi kaynakları kullanabileceklerinin tespit edilmesi; başarılı ve sürekliliği olan sonuçlar alınabilmesi için gerekli adımlardır.
Sosyal medya olarak anılan ve alternatif birer iletişim mecrası olarak kullanılabilen facebook, twitter ve benzeri sosyal ağlar; sahip oldukları doğru kitle hedefleme yetenekleri sayesinde, diğer mecralara oranla hem çok uygun bütçelerle hem de çok daha doğru bir hedef kitleye ulaşma imkânı tanımaktadırlar. Örneğin bu mecralarda, teknolojisinin sağladığı imkânlarla; sadece belli bir bölgede ikamet eden, belirli bir yaş aralığında olan, belirli bir konudaki ürünlere ilgi veya ihtiyaç duyan, cinsiyeti bay ya da bayan olan kişileri hedefleyerek, sadece bu hedef kitleye gösterilmek üzere reklam verebilmek mümkün olmaktadır.
Sosyal medya - Sosyal ağlar, yukarıda ifade edilen özelliklerinin yanı sıra, diğer geleneksel medya alanlarına göre kitlelerle etkileşimin daha fazla olduğu ve bu özelliği ile de “ağızdan ağıza pazarlama” diye ifade edilen bireyler arasındaki “tavsiye” temalı paylaşımların yoğun olarak gerçekleşebildiği, bu paylaşımların tetiklenebildiği bir mecradır.
Bu yeni iletişim mecrasında başarılı bir şekilde var olabilmek, istenilen etkileşimi yaratabilmek ve arzu edilen hedeflere ulaşabilmek için geçerli ve gerekli bir diğer gereksinim ise doğal bir iletişim dili kullanılmasıdır. Mecraya uygun verilen reklamlar, bu amaca hizmet edecek şekilde kurgulanmış olsa bile sosyal ağlardaki kitleler arasında doğal bir iletişimin oluşmasını sağlayabilmek ve daha verimli dönüşümler elde edebilmek, ancak gerçek bireylerin kendi aralarında gerçekleştireceği gönüllü iletişim ve paylaşımlarla mümkün olabilmektedir. Bu amaçla, bu doğal iletişimi kurumlar adına başlatacak, yönlendirecek ve belki de yönetecek bireylerden yararlanılmaktadır. Bazı markalar “marka elçisi” olarak tanımladıkları, kurum içerisinden görevlendirdikleri veya kurum dışından destek aldıkları bireyler üzerinden bu ihtiyacı karşılayabilmektedirler.
Tam da bu noktada akla gelen ya da gelmesi gereken; kurumların, kendileri de birer sosyal ağ kullanıcısı olan mevcut çalışanlarının, hâlihazırdaki görevlerinde bir değişiklik yapılmadan, kurumları için birer marka elçisi haline getirilip getirilemeyeceğidir.
Bu çalışma, özellikle marka olma özelliği taşıyan kurumların, bu alanda oluşturdukları stratejilerinde çalışanlarına ne derece yer verdiklerini tespit etmek amacıyla; ayrıca bu konuda neler yapılabileceği hususunda da bir farkındalık oluşturmayı amaçlayarak hazırlanmıştır.
Çalışmada elde edilen veriler ışığında; sosyal medyayı aktif olarak kullanan kurumların, çalışanlarının sosyal ağlarda kurum iletişimine katkı sağlayabileceğini kabul ettikleri, bu amaçla öncelikle çalışanların sosyal medya kullanımına olumlu baktıkları, çalışan-kurum bütünleşmesinin faydalı olabileceği düşüncesiyle çeşitli faaliyetlerde bulundukları gözlenmektedir. Ancak bu farkındalığa rağmen gerçekleştirilen faaliyetlerin, daha etkin bir iletişim ve kurum-çalışan dayanışması için birbirini tamamlayan adımlar olarak kurgulanmış stratejilere dayanmadığı dikkat çekmektedir. Çalışmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise; bu alandaki çalışan-kurum dayanışmasının sadece kurumsal sosyal medya iletişimine değil, aynı zamanda kurum içinde çalışan motivasyonuna da katkı sağlama özelliği olmasına rağmen, ele alınırken bu açıdan yeterince önem verilmediği izlenimidir. Ancak bazı kurumların, bu alanda öne çıkabilecek, kurum içinde fark oluşturabilecek veya diğer kurumlar için de örnek teşkil edebilecek çalışmalar gerçekleştirdiği tespit edilmektedir. Çalışmada bu örnek faaliyetlerden bir kısmına yer verilmiştir.
Sonuç olarak; kurumların, kendi çalışanlarını sosyal ağlardaki faaliyetlerine dahil ederek, bir yandan bu ağlarda daha başarılı çalışmalar gerçekleştirebilecekleri anlaşılmakta, öte yandan bu çalışmaların, çalışmalara katılım gösteren çalışanların kurumlarına karşı aidiyetlerini de pekiştirdiği gözlemlenmektedir. Doğru motivasyon sağlandığında, kurum çalışanlarının kendi istekleri doğrultusunda sosyal ağlarda kurum vizyonunu paylaşan birer gönüllü marka elçisi haline gelebildiği de görülmektedir.