Human as a Powerful Maker: The Relationship of Divine Adjectives and Human Act in Shams ad-din as-Samarqandī


Creative Commons License

Taşkın B., Şavluk H.

HITIT THEOLOGY JOURNAL, vol.1, no.21, pp.479-502, 2022 (ESCI)

  • Publication Type: Article / Article
  • Volume: 1 Issue: 21
  • Publication Date: 2022
  • Doi Number: 10.14395/hid.1074067
  • Journal Name: HITIT THEOLOGY JOURNAL
  • Journal Indexes: Emerging Sources Citation Index (ESCI), Academic Search Premier
  • Page Numbers: pp.479-502
  • Çanakkale Onsekiz Mart University Affiliated: Yes

Abstract

The issue of human actions is among the subjects that almost all scholarly and philosophical schools of thought focus on staidly. This issue is directly or indirectly related to many issues such as the morality of human actions, the fairness of juristic propositions, the reasonableness of religious responsibility, the possibility of causal explanation of God’s acts and judgments, whether there is a necessary and causal relationship between natural phenomena. The disciplines of kalām, philosophy and sufism in Islamic thought have examined the issue from their own peculiar perspectives and developed solutions to the problems related to the subject. Basically, two problems draw attention in the evaluation of all three disciplines on the subject. The first problem is the absoluteness and limitlessness of God’s attributes of knowledge, will and power. The second problem is whether a person has the power to affect the actualization of his act in order to ground the religious responsibility. Shams ad-dīn as-Samarqandī, the 14th century Māturīdī theologian, finds a solution to the problem by considering both problems. According to him, both natural phenomena have the power to act and man has a forceful power in his natural structure. In addition, God is the source of the forces of natural cases and human actions. Because he is the source of all forceful forces. According to this explanation, while God’s power covers all actions, man also has the power to bring about his action. This approach of Samarqandī is examined under two headings in the study. Under the first title, his thoughts on divine attributes are discussed within the framework of His relationship with the issue of human actions. Regarding adjectives, he dwells on some issues. Firstly, he argues that God is not a necessary cause for the universe, on the contrary, he is a maker with willpower. In this context he criticizes philosophers. Samarqandī says that God’s being a necessary cause will cause no motion to occur in the world. For, in this case, motion cannot occur, since what is first created will always be present because of the necessary cause. Samarqandī associates God’s willpower with His competence (kamāl) and argues that God’s willpower encompasses everything. A willful maker prefers the superior things; and this is an indication of competence in action. Willpower also requires knowing what is willed. Accordingly, God must know in advance/ previously what He wills and creates. However, according to him, God’s foreknowledge of all the things He will create does not necessitate the actions of people. Because, as it is generally accepted in the Hitit Theology Journal Volume: 21 Issue:1 481 Kudret Sahibi Bir Fâil Olarak İnsan: Şemseddin es-Semerkandî’de İlâhî Sıfatlar ve İnsan Fiilleri İlişkisi kalām, knowledge is subject to event. God knows the actions of human made at all times in the way they prefer and do the actions. Under the second title of the study, according to Samarqandī’s original and eclectic approach to the relationship between divine power and human power has been examined. Samarqandī also accepts that God’s power is causing the all human actions. However, this does not mean that people do not have forceful power over their actions. According to him, the actions of people occur with two powers. Samarqandī explains this situation through the concept of chain of causes (silsila). As in the functioning of all natural structures in the world, human actions also occur with natural force. All actions in the world occur with forces in nature. In this direction, the creation of man is endowed with the power to do certain acts and leave them. However, the forces that exist in nature and in the natural structure of man are in need of divine power that overflows from the generosity of God at every moment. Accordingly, while God’s power is causing on natural forces, natural forces are also forceful on actions in the realm of being. Samarqandī example this situation of the pain inflicted by a stick on the body. Even though the cause of the pain is really the stick, it is the person holding the stick who gives the force to the stick with the act of hitting. Similarly, although man’s actions are truly dependent on man’s power, it is God who gives man this power. In this context, Samarqandī also criticizes the theory of kasb (effort), which includes the idea that man does not have the power to create the act, and expresses that man only directs the power created by God to a certain event at the moment of action. 

İnsan fiilleri meselesi hemen bütün ilmi ve felsefi düşünce ekollerinin hassasiyetle üzerinde durduğu konular arasında yer almaktadır. Bu mesele insanın fiillerinin ahlakiliği, hukuki önermelerin âdilliği, dinen mükellef olmanın makuliyeti, Allah’ın fillerinin ve hükümlerinin nedensel olarak açıklanmasının mümkün olup olmaması, doğal fenomenler arasında zorunlu ve nedensel bir ilişkini bulunup bulunmadığı gibi pek çok konu ile doğrudan ya da dolaylı olarak irtibatlıdır. İslâm düşüncesi içerisinde kelâm, felsefe ve tasavvuf disiplinleri kendi özgün bakış açıları zaviyesinden meseleyi incelemişler ve konuya ilişkin problemlere çözümler geliştirmişlerdir. Her üç disiplinin konuya ilişkin değerlendirmelerinde temelde iki problem dikkat çekmektedir. Birinci problem Allah Teâlâ’nın ilim, irade ve kudret sıfatlarının mutlaklığı ve sınırsızlığıdır. İkinci problem ise dini sorumluluğun temellendirilebilmesi için insanın, fiilinin var edilmesine etki edecek bir kuvvete sahip olup olmadığıdır. 14. yüzyıl Mâturîdî kelâmcısı Şemseddin es-Semerkandî her iki sorunu dikkate alarak meseleye çözüm üretmektedir. Ona göre hem doğal fenomenler etki edecek kuvvetlere hem de insan doğal yapısında etkin kudrete sahiptir. Bunun yanı sıra Allah Teâlâ bütün etkin kuvvetlerin kaynağı olarak doğal fenomenlere ve insanın fiillerine ait güçlerin menbaıdır. Bu açıklamaya göre Allah’ın kudreti bütün fiilleri kapsarken insan da fiilini meydana getirecek kudrete sahip olmaktadır. Semerkandî’nin bu yaklaşımı çalışmada iki başlık altında incelenmiştir. Birinci başlık altında onun ilâhî sıfatlara dair düşünceleri insan fiilleri meselesi ile ilişkisi çerçevesinde ele alınmıştır. Sıfatlarla ilgili olarak Semerkandî bazı hususlar üzerinde durmaktadır. Öncelikle o, Allah Teâlâ’nın zorunlu var eden bir etken olmadığını, bilakis irade sahibi bir fâil olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda o felsefecileri eleştirir. Semerkandî, Allah’ın zorunlu var eden etken olmasının, âlemde hiçbir hareketin dolayısıyla değişimin meydana gelmemesine neden olacağını söyler. Zira bu durumda, var edilen ilk şey zorunlu etken nedeniyle daima mevcut olacağı için hareket ve değişim meydana gelemeyecektir. Ona göre “Allah Teâlâ zorunlu var eden bir fâil ise âlem sonradan meydana gelemez ve eğer bir şey sonradan meydana gelmiş ise Allah Teâlâ zorunlu var eden olamaz”. Semerkandî Allah’ın irade sahibi olmasını, O’nun yetkinliği ile ilişkilendirir ve Allah’ın iradesinin her şeyi kapsadığını savunur. İrade sahibi bir fâil, üstün olanı tercih eder. Bu da fiilde yetkinliğin göstergesidir. İrade etmek, aynı zamanda irade edilen şeylerin bilinmesini de gerektirir. Buna göre Allah Teâlâ irade ettiği ve var ettiği şeyleri önceden bilmelidir. Ancak ona göre Allah Teâlâ’nın var edeceği bütün şeyleri önceden bilmesi, insanların fiillerini zorunlu kılmamaktadır. Zira kelâmın genel olarak kabul ettiği üzere, bilgi olaya tabidir. Allah Teâlâ insanların bütün zamanlarda yaptıkları fiilleri, insanlar tercihlerine bağlı olarak bilmektedir. Buna bağlı olarak insanların fiillerinde –onların kendi iradelerine bağlı olarak- zaman içerisinde gerçekleşen değişiklik Allah’ın bilgisinin değişmesini gerektirmemektedir. Çünkü Allah Teâlâ insanın fiillerini, fiiller var olmadan önce bilmektedir. Çalışmanın ikinci başlığı altında ise Semerkandî’ye göre, ilâhî kudretin insanın kudreti ile ilişkisine dair özgün ve eklektik yaklaşımı incelenmiştir. Semerkandî Allah’ın kudretinin, insanın bütün fiilleri üzerinde etkin olduğunu da kabul etmektedir. Ancak bu durum insanların fiil üzerinde etkin kuvvete sahip olmadıkları anlamına gelmemektedir. Ona göre insanların fiilleri iki kudret ile meydana gelmektedir. Semerkandî bu durumu sebepler zinciri (silsile) kavramı üzerinden açıklamaktadır. Âlemdeki bütün doğal yapıların işleyişinde olduğu gibi insanın fiilleri de doğal kuvvet ile meydana gelmektedir. Âlemdeki bütün fiiller, tabiattaki kuvvetler ile meydana gelirler. Bu doğrultuda insana da yaratılışında belirli fiilleri yapma ve terk etme kuvveti bahşedilmiştir. Ancak tabiatta ve insanın doğal yapısında var olan kuvvetler her an Allah’ın cömertliğinden taşan ilâhî kudrete muhtaçtır. Buna göre Allah’ın kuvveti doğal kuvvetler üzerinde etkin olurken doğal kuvvetler de oluş âlemindeki fiiller üzerinde etkindir. Semerkandî bu duruma beden üzerinde sopa ile meydana getirilen acıyı örnek gösterir. Acının nedeni gerçekten sopa olsa da vurma hareketi ile acı verecek kuvveti sopaya veren, sopayı tutan kişidir. Benzer şekilde insanın fiilleri gerçek anlamda insanın kuvvetine bağlı olsa da insana bu kuvveti veren Allah’tır. Bu bağlamda Semerkandî, kesb teorisinin, insanın fiili var etme kuvvetine sahip olmadığı ve insanın yalnızca fiil anında Allah’ın yarattığı kudreti belli bir olaya yönlendirdiği şeklindeki yorumunu eleştirir. Çalışma Semerkandî’nin, sünnî kelâm geleneği içerisinde, insani ve doğal kuvvetleri kabul ederken ilâhî sıfatların mutlaklığı fikrine bağlı kalan bu özgün değerlendirmesini ele almaktadır.