I. Ulusal Doğal ve Kültürel Miras Turizmi Sempozyumu, Nevşehir, Türkiye, 20 - 22 Nisan 2026, (Tam Metin Bildiri)
Bu çalışmada, Avrupa seramik rotasında (European Route of Ceramics) yer alan ve Türk seramik kültürel mirasının önemli bir temsilcisi olan geleneksel Çanakkale seramiklerini, geri dönüştürülmüş malzeme teknolojileri ve çağdaş gastronomi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yorumlamak amaçlanmaktadır. Geleneksel Çanakkale seramiklerinin üretim yöntemi incelendiğinde, temel olarak kullanılan kırmızı akçini çömlekçi çamuru ve düşük derecede (900-1000°C) olgunlaşan, sağlığa zararlı kurşun içerikli (sülyen) sırlar kullanıldığı bilinmektedir. Ne var ki kurşun (sülyen) kullanımı günümüz koşullarında insan sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlar barındırmakta, bu durum projenin temel sorunsalını oluşturmaktadır. Sektörel anlamda uyulması gereken standartlarla çelişmemek adına ISO 6486-1 &ISO 6486-2, EU Directive 84/500/EEC, FDA Compliance Policy Guide (CPG 7117.06& 7117.07), kendi özgün kurşunsuz sır reçeteleri geliştirilmeye çalışıldı. Bu sayede yeni sır önerileri ile kültürel mirasa ve geleneksel çömlekçiliğin sürdürülebilirliğine katkı hedeflendi. Bunun için özellikle gıda ile temas eden seramiklerde kurşun (sülyen) içerikli sırların kullanımı, yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir konu olarak, kültürel mirasın korunması, kültür yönetimi yaklaşımları ve güncel üretim standartları arasında sürdürülebilir ve etik bir denge kurulmasını zorunlu kılmıştır. Çanakkale yeşilinin yalnızca görsel bir kültürel miras unsuru olarak değil, güncel üretim standartlarıyla uyumlu, gıda kullanımına elverişli ve sürdürülebilir bir değer olarak yaşatılmasını hedeflemektedir.
Araştırmanın metodolojik kurgusu, laboratuvar analizleri ve sanatsal tasarımı kapsayan disiplinler arası bir yapıya sahiptir. Çalışmanın ilk aşamasında, geleneksel "Çanakkale Yeşili" estetik değerleri korunarak; geri dönüştürülmüş hammaddelerin kimyasal bileşimleri analiz edilerek, insan sağlığına zararsız ve alkali ergiticiler dengelenmiş, hazırlanan sır reçeteleri orta/yüksek dereceli (1180°C) pişirim şartlarına uygun kurşunsuz (lead-free), kimyasal dayanımı yüksek sırlar geliştirilmiştir. Bu süreçte yerel kaynakların değerlendirilmesi ve atık yönetiminin teşvik edilmesi amacıyla, Çanakkale bölgesinden teminini sağladığımız ceviz dalı budama atığı külü ve Balıkesir bölgesinden teminini sağladığımız ametist jeod atığı, seramik sırlarının potansiyel hammaddeleri olarak incelenmiştir. Söz konusu atıkların elde edilen kül ve toz hammaddelerin kimyasal bileşimleri XRF (X-Işını Floresan) ve SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri incelenerek belirlenmiştir. Analiz sonuçları doğrultusunda, bu iki atığın ve üleksit hammaddesinin sinerjik etkisinden faydalanılarak, %80 oranında geri dönüştürülmüş hammadde içeren ve geleneksel tonlara en yakın sonucu veren özgün sır formülleri elde edilmiştir. Ceviz dalı budama atığı külü ve ametist jeod atığı tozunun seramik sırlarında kullanılabilirliği başarılı bir şekilde kanıtlanmıştır. Pişirim sonrası numuneler renk, yüzey parlaklığı, doku ve akışkanlık açısından değerlendirilmiştir.
Çalışmanın özgünlüğü, sadece geri dönüştürülmüş hammaddeler ile oluşturulan sır reçeteleriyle sınırlı kalmayıp, geleneksel düşük dereceli gözenekli bünyenin yerine, yüksek derecede (1180°C) pekişen (vitrified) beyaz renkli çamur veya porselen bünyenin kullanılmasıyla pekiştirilmiştir. Bu yaklaşım, nihai ürünün mekanik dayanımını artırmış ve geleneksel Çanakkale seramiğine karakteristik bir tını kazandırarak "halk tipi" seramik anlayışını, üst segment gastronomi deneyimlerine hitap eden ve koleksiyon nesnesi niteliğine taşıyan bir dönüşüm yaratmıştır.
Uygulama aşamasında, kültürel mirasın form dillerinden esinlenilerek tasarlanan üç parçalık temel bir set (kapaklı sahan, çorba kasesi ve eşlikçi yemek tabağı) üretilmiştir. Bu tasarımlar, geleneksel formların gastronomik fonksiyonlarla buluştuğu disiplinler arası bir yaklaşımı yansıtmaya çalışılmıştır.
Sonuç olarak bu bildiri, kültürel mirasın sürdürülebilirlik perspektifiyle yeniden yorumlanmasının; sağlıklı, çevre dostu ve çağdaş tasarım nesneleri aracılığıyla geleceğe aktarılmasına yönelik yenilikçi ve kültürel miras yönetiminin sentezlendiği bir model sunduğunu ortaya koymakta; aynı zamanda geleneksel Çanakkale seramiğinin günümüzde yok olmasının önüne geçilmesine yönelik somut bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamaktadır. Geliştirilen bu yaklaşım, yok olma tehlikesi altındaki geleneksel zanaatların, bilimsel veriler ve çağdaş tasarım vizyonuyla nasıl "yaşayan bir miras" haline getirilebileceğini kanıtlamakta ve turizm destinasyonlarında kültürel kimliğin korunmasına yönelik uygulanabilir bir strateji ortaya koymaktadır.
This study aims to reinterpret traditional Çanakkale ceramics, a significant representative of Turkish ceramic cultural heritage and part of the European Route of Ceramics, in line with recycled material technologies and contemporary gastronomic needs. An examination of the production method of traditional Çanakkale ceramics reveals the use of red clay and low-temperature (900-1000°C) glazes containing lead, which is harmful to health. However, the use of lead poses serious problems in terms of human health and environmental sustainability under current conditions, forming the central challenge of this project. To avoid conflicts with industry standards such as ISO 6486-1 & ISO 6486-2, EU Directive 84/500/EEC, and the FDA Compliance Policy Guide (CPG 7117.06 & 7117.07), efforts were made to develop unique lead-free glaze recipes. This study aimed to contribute to cultural heritage and the sustainability of traditional pottery through new glaze proposals. For this purpose, the use of lead-containing glazes, especially in ceramics that come into contact with food, is a significant issue requiring re-evaluation. This necessitates establishing a sustainable and ethical balance between cultural heritage preservation, cultural management approaches, and current production standards. The goal is to preserve the "Çanakkale Green" not only as a visual cultural heritage element but also as a sustainable value compatible with current production standards and suitable for food use. The research's methodological framework is interdisciplinary, encompassing laboratory analyses and artistic design. In the first phase of the study, while preserving the traditional aesthetic values of "Çanakkale Green," the chemical compositions of recycled raw materials were analyzed, and lead-free glazes with high chemical resistance, suitable for medium/high firing temperatures (1180°C), were developed using balanced alkaline fluxes that are harmless to human health. In this process, with the aim of evaluating local resources and promoting waste management, walnut branch pruning waste ash obtained from the Çanakkale region and amethyst geode waste obtained from the Balıkesir region were investigated as potential raw materials for ceramic glazes. The chemical compositions of the ash and powder raw materials obtained from these wastes were determined by XRF (X-ray Fluorescence) and SEM (Scanning Electron Microscopy) analyses. Based on the analysis results, unique glaze formulas containing 80% recycled raw material and giving the closest result to traditional tones were obtained by taking advantage of the synergistic effect of these two wastes and ulexite raw material. The usability of walnut branch pruning waste ash and amethyst geode waste powder in ceramic glazes has been successfully proven. Post-firing samples were evaluated in terms of color, surface gloss, texture, and fluidity. The originality of the study is not limited to glaze recipes created solely from recycled raw materials, but is further enhanced by the use of a highly vitrified (1180°C) white clay or porcelain body instead of the traditional low-grade porous body. This approach has increased the mechanical strength of the final product and given a characteristic tone to traditional Çanakkale ceramics, transforming the "folk-style" ceramic concept into a collector's item that appeals to high-end gastronomic experiences. During the application phase, a basic three-piece set (covered saucepan, soup bowl, and accompanying dinner plate) was produced, inspired by the formal languages of cultural heritage. These designs aim to reflect an interdisciplinary approach where traditional forms meet gastronomic functions.
In conclusion, this paper demonstrates that the reinterpretation of cultural heritage from a sustainability perspective offers a model that synthesizes innovative cultural heritage management and transmits it to the future through healthy, environmentally friendly, and contemporary design objects. It also aims to develop a concrete approach to prevent the disappearance of traditional Çanakkale ceramics today. This approach demonstrates how traditional crafts, which are under threat of extinction, can be transformed into a "living heritage" with scientific data and a contemporary design vision, and presents a viable strategy for preserving cultural identity in tourism destinations.