Doğu Akdeniz, geçmişten günümüze Doğu-Batı etkileşiminin en önemli kesişme duraklarından biridir. Son yirmi yılda bu bölge, siyasi ve ekonomik nedenlerle enerji kaynakları ve deniz yetki alanları üzerinden rekabet ve gerilimlerin merkezi haline geldi. Hidrokarbon kaynakların miktarı, kademeli keşiflerle önemli ölçüde arttı. Bu durum, bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda iş birliği, rekabet ve kutuplaşmaları yoğunlaştırdı. Bölgenin mevcut problemlerine ilave olarak gelişen enerji odaklı tartışma ve gruplaşmalar, yeni çatışma eksenlerinin oluşmasını hızlandırdı. Doğu Akdeniz’e kıyısı olan devletler arasında 2003 yılından bu yana ikili antlaşmalarla deniz yetki alanları belirlenmektedir. Buna ilave olarak, enerji iş birlikleri sağlanmakta ve hidrokarbon rezerv arayışları sürmektedir. Doğu Akdeniz’deki rezervlerin potansiyel büyüklüğü, küresel enerji aktörlerinin ilgisini bölgeye yöneltirken, artan enerji iş birlikleri zaman zaman hak ve yetki anlaşmazlıklarına yol açmaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin fiili durum yaratarak deniz yetki anlaşmaları ile münhasır ekonomik bölgelerde ruhsatlandırma faaliyetlerine girişmiştir. Bu durum, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin egemenlik hakları için gerçek bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye, uluslararası hukuktan doğan hak ve menfaatlerini korumak için stratejiler geliştirmekte ve bu konuda meşru girişimleri sürdürmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan başta olmak üzere diğer bazı üye devletler tekil yahut Avrupa Birliği üzerinden Türkiye’ye yönelik çok yönlü karşılık vermektedirler. Son on yıl içinde Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile siyasi ilişkilerinin bozulması nedeniyle, Doğu Akdeniz bölgesinde oluşturulmaya çalışılan yeni bölgesel enerji ittifak girişimlerinin dışında bırakılmak istenmektedir.
From past to present time, the Eastern Mediterranean has been one of the most important intersections between the East-West interactions. Over the past two decades, it has become the center of competition and tensions over energy resources and maritime jurisdictions for political and economic reasons. The amount of hydrocarbon resources has been dramatically increased with the gradual exploration. This situation has intensified cooperation, rivalry and polarization in the political, economic and military fields in the region. In addition to the existing problems of the region, energy-oriented discussions and groupings have accelerated the formation of new conflict axes. Since 2003, maritime jurisdictions have been determined by bilateral agreements between the states that have coasts to the Eastern Mediterranean. In addition, energy cooperation has been established and the search for hydrocarbon reserves has continued. While the potential size of the reserves in the Eastern Mediterranean has directed the attention of global energy actors to the region, increased energy collaborations have occasionally led to disputes about rights and jurisdiction. The Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus has created de facto situation by initiating licensing activities in exclusive economic zones via maritime authorization agreements. This case poses a real threat to the sovereignty rights of the Turkey and Turkish Cypriots. Turkey has been continuing its initiatives and developed strategies to protect legitimate rights and interests under the international law. Especially, the Greek Cypriot Administration of Southern Cyprus and Greece as well as other European Union member states have reciprocated this by single or multi-faceted toward Turkey. Because Turkey’s relations with Israel and Egypt have been deteriorated last decade, Turkey has been left outside to new regional energy alliance initiatives in the Eastern Mediterranean region.