Türk resminde non-figüratif eğilimler


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, RESİM ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2000

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SELAHATTİN KOÇKAR

Danışman: Ali Osman Uysal

Özet:

IV ÖZET Resim sanatı: ilk önce çizgi ve renk olgulanyla başlamış, fakat gün geçtikçe kendini görüntü çağında bulmuştur. İlk olarak çizgi çağından geçerek görüntü çağına varan resim sanatı her zaman kendisini yenileme ihtiyacı duymuştur. Mağara devri resim sanatı, yağmacılık ve avcılık toplumlarının elinden çıkarak, tarih boyunca soyutlaşma sürecine girmiştir. Sanatta soyutlama bilinçli olmasa da, gelişigüzel yapılan çalışmaların bünyesinde hep vardır ve günümüze kadar süregelmiştir. Yüzyılın başlarına gelindiğinde, ilk defa Empresyonizm sanat akımıyla, sanatçıların doğaya açılmaları ve renk kuramlarını araştırmaya başlamalarıyla, soyut sanata biraz daha yaklaşılmıştır. İlk olarak Monet'in "saman yığını" isimli tablosunda açık açık ortaya çıkan soyutlama olgusu, daha sonraki aşamalarla anlamını bulmuştur. Resim sanatının gelişmesine yön veren sanatçı, Cezannein "doğayı silindir, kare, koni şeklinde görmeye çalış" sözü kübistlerin çıkış noktasını göstermiştir. Resim sanatında soyutlama süreci kübistlerle başlamıştır. Soyut resim gelişimini, insanlığın olduğu her yerde sessizce varlığını sürdürmüştür. Soyut resim, ilk olarak soyutlaşma sürecine girmiş ve doğa görüntülerinin biçimsel olarak değiştirilmesine varan bir anlayışla bazı renk ve biçim oyunlarına gitmiştir. Soyut resmi ilk deneyenlerin başında hiç kuşkusuz Kandinsky gelmektedir. Bilindiği gibi Kandinsky soyut resmi bulmamış, fakat soyut sanatı ilk olarak o uygulamıştır. Hem teorik yazıları ile hem de derin düşsel fikirleriyle oluşturduğu soyut çalışmalarla kendinden sonrakilere örnek olmuştur.Resim sanatında, deformasyonlar aşama aşama ilerleyerek bir Gotik'te, bir Barok'ta kendini gizlercesine her zaman ilerlemiştir. Yirminci yüzyılın başlarında patlak veren soyut sanat kısa zamanda tüm insanlığa ulaşmış ve herkes tarafından bilinen bir sanat olmuştur. İlk zamanlar, bu sanatı inkar edenler bir süre sonra soyut sanatı savunur duruma gelmiştir. Mondrian soyut sanatı bir adım daha ileriye götürerek yatay ve dikey renk alanlarını bir denge üzerine oturtmaya çalışmıştır. Artık soyut sanat doğa elemanından çıkarak oluşturduğu soyutlaşma evresini tamamlamış ve geometrik bir görünüme bürünmüştür. Tamamen düz sürülmüş, kesin hatlarla oluşturulan bu geometrik oluşum, kendi bütünü içinde bir denge oluşturur. Soyut resim, 1912 yıllarına geldiğinde, Rus ressamı Kasimir Malewitsch, soyutu İtereometrik bir anlayışa götürür. Soyut düz kareleri renklendirerek ve daha da küçülterek biçimler arasında bir denge kurmaya çalışır, soyut sanat artık, salt geometrik soyut elemanlarla çalışılır bir sanat olmuştur. Ülkemizdeki sanat anlayışına gelindiğinde ise genel olarak Batı'ya bağımlı olan ilk çabalanmaların yoğunlaştığı 1950 yıllarında ortaya çıkmıştır. Savaş sonrası Batı'da yoğunlaşan "non-figüratif çalışmaların ilk hareketlenmeleri, özellikle Fransa'ya yerleşen ressamlarımız aracılığıyla bizim sanatımızda görülmeye başlanmıştır. Diğer sanat akımları gibi bir görüş üzerine kurulmayan bu sanat, kısa zamanda tüm dünyaya yayılmıştır ve bizim sanatımızda da bu özelliğini göstermekten geri kalmamıştır.