Küresellesme-bölgesellesme sürecinde Türkiye deneyimi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 1999
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: A. EVRİM İŞGÜDEN BALIKÇI
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): MELİHA ENER
Özet:ÖZET Küreselleşme, sözcük olarak, dünyanın bütünleşmiş tek bir pazar haline gelmesini ifade etmektedir. Pazarın ulusal sınırların dışına çıkması, ülke bazında uygulanan gümrük tarife ve kotası gibi dış ticareti sınırlayıcı önlemlerin kaldırılması ile, mal, hizmet ve üretim faktörlerinin -sermaye ve emek- dünya çapında serbest dolaşımı sonucu gerçekleşmektedir. Teknoloji devriminin ekonominin her kesiminde yeni olanaklar ve üretim biçimleri yaratması, dünyayı, yerleşen deyimiyle bir "küresel köy"e dönüştürecek kadar küçültmektedir. Küreselleşme yeni bir olay değildir; kapitalizmin gelişiminin bir evresi olduğu ileri sürülmektedir. Bu bağlamda, temel öğelerinin Sanayi Devrimi 'nden sonra yaşanan kütle üretimi, sermaye birikimi süreci ile oluşmaya başladığı söylenebilir. Ancak, asıl gelişimi İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası ekonomik bağların güçlendiği, özellikle sermaye hareketlerinin hızlandığı ve çok uluslu şirketlerin etkinlik kazandığı dönemde gerçekleşmiştir. Bugün küreselleşme kavramı, sermayenin uluslararasılaşmasındaki hızlanmanın ve genişlemenin artık uluslar üstü bir düzeye ulaştığım ifade etmek için kullanılmaktadır. 1970'li yıllar, mal, hizmet ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımı sonucu dünyada üretim artışının yaşandığı, ülkelerin hızlı büyüme, kalkınma konjonktürüne girdiği yıllardır. 1990'larda ise büyümenin, dengeli bir gelir dağılımı sistemi olmaksızın, uzun dönemli olamayacağı anlaşılmıştır. Dünya çapında, giderek artan bir gelir dağılımı eşitsizliği yaşanmaktadır. 1960'larda, dünya nüfusunun en zengin %20' sinin ortalama kişi başına geliri, en yoksul %20'nin 30 misli üzerindeyken, 1990'larda bu fark ikiye katlanmış, 60 misline çıkmıştır. Az gelişmiş ülkelerde yaşanan yoksulluğu gelişmiş ülkeler, göçler, işsizlik, talep eksikliği, kaynak daralması olarak ithal etmektedirler. Ekonomik durgunluk tüm dünyada büyümenin yavaşlamasına neden olmaktadır.Son zamanlarda gerçekleştirilen ekonomi konulu görüşmeler, toplantılar, forumların temel fikri, kuralsızlığın ön planda olduğu çıkar çatışmalarından sıyrılarak, küreselleşmenin sosyal ve insancıl boyutunu ortaya çıkarmaktır. Serbesti ve müdahalenin belli oranlarından oluşacak bir sistem ile adil bir gelir, kaynak, teknolojik bilgi dağılımının sağlanmasının tüm dünyada refah artışı ile sonuçlanacağı düşünülmektedir. Türkiye 1980'li yıllara dek, Batı uygarlık düzeyini hedef alan, ülke içi sermaye birikimi ve sanayileşmeyi amaçlayan, ithal ikameci bir büyüme modeli uygulamıştır. 1980' den sonra ise, tüm dünyada yaşanan uluslararasılaşma süreci Türkiye'de de başlamış, serbest piyasa ekonomisi koşullarında yabancı sermayeye açık, ihracata dayalı büyüme modeline geçilmiştir. Bu sürecin ilerleyen dönemlerinde ülkenin dış borçlan, bütçe açığı artmış ve yerel yatırımları zayıflatan yabancı sermayeye bağımlı, üretimden çok tüketime, özellikle ithal malı tüketimine yönelen, enflasyonist baskı altında ezilen bir yapı ortaya çıkmıştır. Ülke, aynı zamanda, tüm dünyada yaşanmakta olan ekonomik durgunluktan da olumsuz yönde etkilenmektedir. Türkiye, 2000'li yıllarda ekonomik ve siyasi yönlerden güçlü, çevresinden saygı gören bir toplum haline gelebilmek için, ekonomik yapısında önemli değişimler yapmalıdır. Ülke içi kamu ve özel tasarruflar artırılmalı, bunlar spekülatif faaliyetler yerine, üretime yönelik yatırım faaliyetlerinde kullanılmalıdır. Ülkenin temel hedefi kalkınma, büyüme, rekabet gücünün artması, sağlık, eğitim ve kültür düzeyinin yükseltilmesidir. Küreselleşme, özelleştirme, serbestleşme bu hedefe ulaşılmasını sağlayacak araçlar olmalıdır. Hedefler yerinde tespit edildiği, gerekli ve yeterli eğitimin sağlandığı oranda ülke, 21. Yüzyılın karar gücü, toplam yaran ve etkinliği diğerlerine göre yüksek bir toplumu konumuna gelebilecektir. Bilinmelidir ki, ekonomik güç yitirildiğinde serbest piyasa da, küreselleşme de tümüyle anlam yitirmektedir.