Tekirdağ Ve İlçelerindeki Türk Devri Yapıları (XIV-XVI)


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2011

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Serap Ayhan

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): ZEKİYE UYSAL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Marmara Bölgesi'nin Trakya kısmında yer alan Tekirdağ, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan Çanakkale ve İstanbul Boğazları arasında yer alması sebebi ile stratejik açıdan önem taşımaktadır. Kent bu stratejik konumu sebebiyle çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı'nın da fethiyle birlikte bölgede yoğun bir imar faaliyetine giriştiği görülür. İskan politikası çerçevesinde sürdürülen bu imar faaliyetleri özellikle XIV ve XVI. yüzyıllarda yoğunluk kazanır. Bu zaman sürecinde Tekirdağ ve çevresinde sayısız yapı inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak bunların büyük çoğunluğu çeşitli nedenlerle yok olmuştur. Günümüze gelemeyenlerle birlikte varlığını hala koruyabilen cami, bedesten, hamam, türbe, gibi eserler yapı türünün zenginliğini ortaya koyar. Bunların bazıları külliye dahilindeki komplike yapılar şeklindedir. Günümüze ulaşamayan külliyelerde imaret ve medreselerle birlikte, kervansaray gibi ticari yapılarda bulunmaktaydı.İlk devirlerde, fethedilen yerlerin iskanında önemli bir rol oynayan tekke ve zaviyelerin yaygınlık kazandığı görülür. Bunlara daha sonra cami ve hamam gibi yapılar eklenmiştir. Büyük boyutları ve daha düzgün mimarisi ile öne çıkan camiler; tek kubbeli kübik yapılar, enine dikdörtgen harimi ve mihrap önü kubbeli, tabhaneli örnekleri ortaya koyar. Bir diğer önemli gurubu teşkil eden hamamlar plan ve mimari özellikleri bakımından üç grup altında toplanır. Bunlar; iki mekandan oluşan özel hamamlar, kare bir sıcaklık etrafında sıralanan halvet hücreli tip, ortası kubbeli enine sıcaklıklı ve çifte halvetli tip şeklindedir. Türbeler ise, sekizgen planlı ve kubbeli yapılar olarak görülür. XV ve XVI. yüzyıllara tarihlenen ve mimari olarak kendi döneminin özelliklerini yansıtan bu yapıların XVIII ve XVIIII. yüzyıllardaki müdahaleler sonucunda bazı değişimlere uğradığı anlaşılır. Özellikle süslemede bu dönemin etkileri kendini yoğun biçimde hissettirir.